Çağın farklı kaynaklarında, üslubu ile ilgili oldukça değişik yorumlara neden olan saray, eklektik bir anlayışın ürünüdür. Planda, Türk ve Batı anlayışı birlikte uygulanırken dış ve iç süsleme, Barok, Rokoko, Ampir özelliklerini gösterir. Sonuç olarak da bütün üsluplar birleştirilmiş ve Osmanlı ustalarınca yorumlanmıştır. Dolmabahçe Sarayı'nın gerek inşasında, gerekse iç ve dış süslemelerinin yapımında pek çok sanatçı çalışmıştır. Eserin ortaya çıkarılmasında hem Avrupalı hem de Osmanlı ustalarının emekleri vardır. Yapısal faaliyetlerin başına Garabet Balyan Kalfa getirilmiş, yardımcı olarak da Nikoğos Balyan görev almıştır. Nikoğos Balyan, Muayede Salonu, Hazine-i Hassa Kapısı ile Saltanat Kapı'nın yapımını üstlenmiştir. Ana bina, Mabeyn-i Hümâyûn, Muayede Salonu, Harem-i Hümâyûn adlarını alan üç ana bölümden oluşur. Ortadaki yüksek Muayede Salonu'nun iki yanında, denize paralel olarak gelişen iki kanat, yapının yatay ana hareketini oluşturur. Bu kanatlardan biri Mabeyn-i Hümâ-yûn, ikincisi ise Harem-i Hümâyûn'dur. Saray bütünü içinde oldukça geniş bir alana yayılan Harem, bir süre sonra yatay doğrultusunu kaybeder ve rıhtıma dikey bir hareket kazanır. Muayede Salonu'nun galeri katı da dikkate alınırsa, sarayın her bölümünün, bodrum dahil üç katlı olduğu görülür. Saray, plan özelliği açısından genel olarak Türk Evi Plan Tipi'ni, bazı ayrıntılar dışında sürdürür. Sofa ve sofaya açılan odalardan oluşan bu plan tipinin, burada çok büyük boyutlarda uygulandığı görülür. Öte yandan planlamanın her bölüm için ayrı ayrı yapıldığı da göz önüne alınmalıdır. Türk Evi plan özelliklerinin, batılı bir anlayışla birleştirilerek uygulanması bu yapıyı meydana getirmiştir demek yanlış olmayacaktır. Ana binanın ayrı işlevlerdeki üç bölümünün, tek çatı altında toplanmış olması, geleneksel Türk Saray Mimarisi'nden farklı bir anlayışı gösterir. Tek çatı altında toplanan ve 14 595 m2 lik bir alana kurulan bu büyük yapı, 285 oda, 43 salon, 6 balkon ve 6 hamamdan oluşmuştur. Bu mekânlar 1427 pencere ve 25 değişik işlevli kapı ile kara ve deniz yönüne açılır. Sarayın ana yapısı ile bazı ek yapılarının oturduğu zemin, doldurulmuş alanda ahşap temel malzemesi kullanımı ile oluşturulmuştur. Önce, boyları sağlam zemine ulaşacak uzunlukta meşe kazıklar çakılmış, bunun üzerine yatay olarak 1.00 m.-1.20 m. kalınlığında ve çok sağlam horasan harçlı bir döşek yapılmıştır. Bu döşeğin i-çinde, üç sıra halinde meşe hatıllardan oluşan bir ızgara vardır. Yapılar bu malzeme ile elde edilen taban üzerine inşa edilmiştir. Dolmabahçe Sarayı'nın yarı kârgir olarak inşa edilen yapıları, genel olarak ahşap çatılarla örtülmüştür. Çatı kaplama malzemesi kurşundur. Buna karşılık sarayın bazı noktalarında ilginç örtü teknikleri ve malzemeler kullanıldığını da görüyoruz. Bu özellikli örtülerin başında, Muayede Salonu'nun dıştan ahşap çatı, içten kubbeli örtüsü ile Mabeyn-i Hümâyûn'daki Kristal Merdiven'i örten cam tonoz gibi... Sarayın beden duvarları taştan yapılmıştır. İç duvarları tuğla, döşemeler ise ahşaptır. Cephelerde kullanılan taş cinsleri arasında Haznedar küfekisi, Sarıyer taşı, Karamürsel od taşı sayılabilir. Ayrıca Marsilya ve Trieste'den de taş getirilmiştir. Mermerler genellikle Marmara mermeridir. Hünkâr Hamamı'nda Mısır'dan getirtilmiş kıymetli bir taş olan alabastr kullanılmıştır. Ahşap malzeme olarak çıralı çam, meşe, önemli bölümlerde ise Hint ve Afrika kökenli ağaç türleri kullanılmıştır. Değerli mobilya ve döşemelerin güneş ışınlarından korunması amacıyla da pencerelerde eflatuna yakın renkte ve morötesi ışınları kesici nitelikte, özel renkli cam kullanılmıştır. Sarayın, özellikle ana yapı ve önemli dış kapılarında dikkatleri büyük ölçüde üstlerinde toplayan dış ve iç süslemeleri, Batı'nın farklı sanat dönemlerinden alınan motiflerin bir arada kullanılmasıyla oluşturulmuştur. Cephelerde, kartuş, gülbezek, madalyon, istridye kabuğu, çelenk, askı çelenk, vazo 'C' ve 'S' kıvrımı gibi Barok, Rokoko ve Ampir özellikler gösteren motifleri, aynı kompozisyon içinde yan yana görmek mümkündür. Böylece farklı motiflerin bir arada kullanılmasıyla süslemede seçmeci (eklektik) bir anlayışa gidilmiştir. Osmanlı sanatı, yukarıda saydığımız Batı kökenli akımlara yabancı değildir ve bunların, sırasıyla 18. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandığını gösteren yapılar mevcuttur. Ancak bu denli yoğun bir karma, ilk kez Dolmabahçe Sarayı'nda görülmektedir. Sarayın iç süslemesinde de eklektisizmden söz etmek mümkündür. Duvar ve tavanlarda, dış süslemede görülen motifleri bulabiliriz. Cepheden farklı olarak bu motifler arasındaki kartuşlar içinde ilginç resimler, ölü doğalar, hayvan figürleri ve manzaralar vardır. Resimler genellikle sıva ve alçı üzerine yapılmıştır. Nadir olarak ahşap, bez, kurşun ve ayna üstüne uygulanmış örnekler de vardır. Bazı tavanlar ise kasetlere bölünerek süslenmiştir. İç süslemenin büyük bir bölümünde, özellikle kasetlerde, altın yaldız ve altın varak kullanılmıştır. Yine tavanlarda, alçı kabartma motiflere de önemli ölçüde yer verilmiştir. Öte yandan duvar ve tavan süslemelerinin bazı bölümlerine, pers-pektifli mimarî kompozisyonlar yerleştirilerek zengin, boyutlu yüzeyler elde edilmiştir. Osmanlı sanatının geleneksel kalem işi nakışlarının arasına, 18. yüzyıl ortalarından itibaren Barok ve Rokoko etkili motifler girmeye başlamış ve motifler manzara resimleri ile birlikte ele alınmıştır. Bu anlayışın çeşitli örneklerini 19. yüzyılda birçok yapıda olduğu gibi bu anıtsal yapıda da görmek mümkündür.
|